Etiket:derbent

Arıcılığa başlamanın birinci aşaması, arıcılık ile ilgili temel teorik bilgileri öğrenmektir. Bu bilgileri kitaplardan, dergilerden, internet ortamından ya da ilgili kurumların yayınlarından edinebiliriz. Arıcılığın ikinci aşaması ise arı korkusunu yenerek pratik uygulamalara başlamaktır.

Arıcılık diğer hayvan yetiştiriciliklerinden farklı olarak, teknik bilginin yanında bu işe karşı büyük bir merak ve sevgi duygusunu da gerektirir. Arıcı zamanla "arı dilini" öğrenir ve arı ile arasında özel bir iletişim oluşur.

Arıcılığa başlayanları başarızlığa sürükleyen en büyük faktör, kulaktan dolma bilgilere itibar etmeleridir. Bu yüzden çevremizde başarılı bir şekilde modern arıcılık yapan kişilerle tanışıp gerekli başlangıç bilgilerini öğrenmek en sağlıklı yoldur. özellikle geleneksel olarak atadan dededen kalma usullerle arıcılık yapan, ki kovanları modern bile olsa, arıcılığı belli bir aşamadan öteye geçirememiş kişilerin söylediklerini çok dikkate almamak gerekir.

Başarılı olmak isteyen arıcı sürekli araştırmalı ve arıcılıkla ilgili yeni yeni oluşturulmuş teknikleri öğrenmeye çalışmalıdır. Sabırlı olan ve kendini sürekli geliştiren bir arıcının başarılı olmaması için hiçbir sebep yoktur.

Arıcılığa pratik olarak satınaldığımız boş bir kovana oğul koydurarak, arazide bulduğumuz sahipsiz bir arıyı alarak ya da arılı bir kovanı satın alarak başlayabiliriz.

Ama en iyi başlama yöntemi, arısı güçlü, anası genç bir kovan alarak başlamaktır. Hatta alacağımız kovanlar standartlara uygun, ve içindeki arının cinsi de belli olursa, bu en iyi başlama yöntemidir.

Arıcılığa en fazla 3 kovanla başlamalı, tekniklerini öğrendikten sonra kovan sayısını zamanla çoğaltmalıdır.

Arıcının ilk öğrenmesi gereken şey hiç kuşkusuz arılığa girerken dikkat edilmesi gereken kurallardır. Arıcılığı emniyet içinde yapabilmek için özellikle arıları kızdıran davranışların neler olduğunu bilmek ve önlemlerini almak gerekir.

İkinci öğrenilmesi gereken şey, arı kovanının açılması ve çerçevelerin kontrol edilme yöntemleridir. Arıcı bir çerçeveye baktığında, hangi hücrenin yavru, hangisinin bal, hangisinin polen içerdiğini anlayabilmelidir. Hastalık durumunun farkına varabilmelidir.

Bu arada dişi arı, erkek arı ve ana arıyı ilk bakışta tanıyabilme becerisi kazanılmalıdır.

Zaman içinde kovan içindeki çeşitli problemlerin neler olabileceği ve bunların önlenmesi yöntemleri öğrenilmelidir.

Arıları gerektiğinde besleme ve dönem sonunda ürünleri hasat edip, arılığa kışlatma pozisyonuna getirme yöntemleri de zaman içinde öğrenilmesi gereken konulardır.

Kovanların geçici ya da sürekli olarak bulundurulduğu yerler arılık olarak adlandırılır. Arılık kurulacak yerin seçimi verimlilik açısından çok önemlidir. Arıların uçuş mesafesi göz önünde bulundurularak arılık kurulurken dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:

- Arılık çevresi nektar sağlayan bitkiler açısından zengin olmalıdır. Arılık mümkün olduğunca nektar kaynaklarına yakın konumlandırılmalıdır.
- Arılık yoğun rüzgar almamalıdır, rüzgar doğrudan kovan giriş deliklerine vurmamalıdır.
- Arılığa yakın yerde temiz su kaynakları bulunmalı eğer doğal kaynak yoksa arıcı mutlaka arıların su ihtiyacını giderecek önlemleri almalıdır.
- Arılık aşırı yağmur durumunda sel oluşabilecek arazi yapılarına kurulmamalıdır. Ani bir yağmur bütün emeklerimizi alır götürür.
- Aşırı zirai mücadele yapılan ve tarımsal ilaçlarla kirlenmiş arazilerden uzak durulmalıdır.
- özellikle kurak yaz aylarında yangın riskinin yüksek olduğu yerlere arılık kurulmamalıdır.
- Arılık yerleşim yerlerine uzaklık dikkate alınarak kurulmalı, insanların rahatsız olabileceği unutulmamalıdır.
- Fabrika yakınları, sanayi bölgeleri, trafiğin olduğu karayolu kenarı gibi alanlar arıcılık için uygun değildir.
- Yüksek gerilim hatlarının altına arılık kurulmamalıdır.

Arılıklar açık arılık, kapalı arılık ya da seyyar arılık şeklinde düzenlenebilir.

Açık arılık isminden de anlaşılacağı gibi uygun açık arazi üzerinde kurulan arılıklardır. Kovanlar yerden 30-40 cm yükseklikte sehpalar üzerine konur, kapak ve kenarlardan içeriye su sızdırmaları engellenecek şekilde imal edilirse, arılar açık araziye dizilmiş kovanlarda yaz kış sağlıklı olarak yaşar.

Kapalı arılık sisteminde, kovanlar uçuş delikleri dışarıya bakacak şekilde özel yapılmış binaların içinde bulundurulur. Mevsim şartlarının olumsuz geçtiği yerlerde bu tür arılıklar bir takım avantajlar sağlayabilir. Yağmur, kar ve güneşten korunma, hırsızlığa karşı emniyet gibi konularda açık arılıklara göre avantaj sağlar. Fakat arıcılığa yapılan yatırım maliyetini yükseltir. Sıkışık yerleşimden dolayı yağmacılık ve hastalıkların koloniler arasında çabuk bulaşması gibi dezavantajları vardır.


Seyyar arıcılık sisteminde ise, arı kovanları tekerlekli bir aracın üstüne monte edilir. Bu eski bir kamyon, otobüs ya da büyükçe bir römork olabilir. Bu sayede kovanlar her an nektar kaynaklarına yakın yerlere zahmetsizce taşınır. Bu tür arılık uygulaması henüz ülkemizde gelişmemiştir. Taşımalı arıcılık daha çok balkan ülkelerinde uygulanan bir sistemdir

Kovanların Yerleşim Düzeni

Kovanların yerleşimi uçuştan dönen arıların kendi kovanlarını şaşırmalarını önleyecek şekilde düzenlenmelidir. Arıların kovanlarını şaşırmaları yağmacılığı teşvik eder, hastalıkların yayılmasına neden olur, arılıkta gereksiz bir stres oluşmasına yol açar.

Kovanlar yanyana tek hat üzerinde dizilecekse, her kovan arasında 1 metre,  sıralar arasında ise en az 2.5-3 metre mesafe bulunmalıdır.

Kovan aralarındaki mesafe 1 metreden az bırakılmak zorunda kalınıyorsa, arıların kovanlarını bulmalarını kolaylaştırmak için uçuş tahtaları değişik renklerde boyanmalı ya da ayırt edici işaretler konulmalıdır.

Arıların   uçuşa erken çıkmalarını sağlamak için kovan giriş deliklerinin güney doğu istikametine bakacak şekilde yerleştirilmeleri tercih edilir.
Arı kovanları tek hat üzerinde uzun sıralar halinde yanyana dizildiğinde, arıların kovan şaşırmaları yüzünden sıranın başındaki kovanlar sıranın merkezindeki kovanlara göre daha güçlü olur. Araziden dönen ve acil iniş ihtiyacında bulunan arı kendi kovanını kolaylıkla bulamazsa sıra başlarındaki kovanlara girmeyi tercih eder.


Bu problemi engellemek için kovanlar değişik şekillerde yerleştirilebilir. At nalı şeklinde ya da "S" şeklinde giriş deliklerinin farklı yönlere baktığı yerleşim şekilleri uygulanabilir.
Bir arılıkta 200 kovandan daha fazla arı bulundurmamaya dikkat etmelidir.

 

Arıcılık yapılış şekline ve arıcılık bilgisine göre 2 kısımda incelenebilir. Yüzyıllardan beri nesilden nesile aktarılan klasik bilgi ve geleneksel yöntemlerle yapılan arıcılık, geleneksel arıcılık olarak adlandırılır. 1850'li yıllarda oynar çerçeveli kovanların keşfedilmesi ile başlayan ve bilimsel gelişmelere göre uygulama bilgisinin sürekli yenilendiği arıcılık türüne ise modern arıcılık denir.

Geleneksel Arıcılık

Yüzyıllardan  beri nesilden nesile aktarılan klasik bilgi ve geleneksel yöntemlerle yapılan arıcılık çeşididir. Yurdumuzda 'Karakovan' tabir edilen kovanlarda yapılır. Bu kovanlar yöreden yöreye çok değişken özellikler gösterir. Tahtadan sandık gibi yapılan çeşitleri olduğu gibi, sazdan, samandan, kamıştan, hasırdan sepet şeklinde örülerek çamur ve hayvan dışkısıyla sıvananları da vardır.



Geleneksel sistemde herşey doğal olarak seyreder. Arı kolonileri arıcının denetimi altında değildir. Arıcının yapabileceği tek şey kovanları dış etkenlerden korumaktır. Petekleri dışarı alarak kontrol etmek mümkün değildir.

Bu sistemde  hastalıkları teşhis edip ilaçlama yapmak, kovan içi problemlere müdahale etmek, ana arıyı daha verimli bir ana arıyla değiştirmek, oğul engelleme çalışmaları yapmak gibi uygulamalar çok zordur. Bal verimi düşüktür ve ayrıca balhasadı da oldukça sıkıntılıdır.

Avrupa ve Amerika'da bu tür kovanların büyük arılıklara yakın yerlerde bulundurulmaları, hastalık taşıyıcı olmaları nedeniyle yasaklanmıştır.



Geleneksel sistemin tek avantajı üretimde yapay hiçbirşey olmayışı, petek ve balın tamamen doğal özelliklere sahip olmasıdır. Bu yüzden geleneksel yöntemlerle üretilen ballar pazarda, modern yöntemlerle üretilen ballara nazaran daha çok tercih edilir.

Modern Arıcılık

Modern arıcılık 1850'li yıllarda oynar çerçeveli kovanların keşfedilmesiyle başlayan ve bilimsel gelişmelere göre teknik bilginin sürekli yenilendiği arıcılık şeklidir. Modern sistemi uygulama olarak geleneksel sistemden ayıran 3 tane temel özellik vardır. Çerçeve, hazır petek ve balı bu peteklerden sızdırmaya yarayan bal süzme makinesi.

Modern arıcılık sisteminde, arılıktaki bütün kovanların aynı büyüklükte olması ve çerçevelerin rahatlıkla çıkartılabilmesi güçlü kovanlardan zayıf kovanlara güç takviyesi yapılmasına olanak sağlar.

Balarısı 1 kilo balmumu yapabilmek için yaklaşık 10 kilo bal ve çok yoğun bir emek harcar. Hazır petek arının işini çok kolaylaştırır. Arı çerçeveye takılmış hazır peteği kısa zamanda kabartır, ve petek gözlerine bal depolamaya başlar. Böylece arı çok zahmetli olan peteğin temelini oluşturma işleminden kurtulmuş olur ve zamanının büyük kısmını bal depolamaya harcar.

Ayrıca bal süzme makinesinde balı boşaltılan petekler arılar tarafından tekrar tekrar kullanılabilir.

Modern sistemin geleneksel sistemlere avantajlarını şöyle sıralayabiliriz:

1) Yapay petek kullanıldığı için arı performansını bal depolamaya harcar ve böylece bal üretimi çok daha fazla olur.

2) Bal hasadı çok kolaydır.

3) Kovanlar rahatlıkla açılıp problem ve hastalıklar tesbit edilebilir.

4) Irk ıslahı için anaarı değiştirilebilir.

5) Zayıf kovanlar rahatlıkla birleştirilebilir.

6) Oğul verdirmek veya verdirmemek arıcının kontrolündedir.

7) Suni oğullar almak mümkündür.

8) Arı kolonisi rahatlıkla başka bir kovana alınabilir.

9) Polen, arızehiri, arı sütü gibi diğer arı ürünleri rahatlıkla alınabilir.

10) Arıcılık alanındaki yeni gelişmeler ve yeni teknikler kolaylıkla uygulanabilir.

11) Balın kıt olduğu senelerde arıların kış ve ilkbaharda sönmelerinin önüne geçmek modern kovanlarda çok kolaydır. Sonbaharda vereceğimiz 3-5 kilo şeker şerbeti o koloninin kışı rahatlıkla geçirmesine yeter.

Modern sistemin tek dezavantajı, yapay petek imalatında kullanılan maddeler konusunda duyulan kuşkudur. özellikle bu konuda standartların konulmadığı ve kontrollerin zayıf olduğu ülkemizde bu durum vatandaşlar arasında bir kuşkuya yol açmaktadır. Bu kuşkudan kurtulmanın yolu ise satınalınan yapay petekli balın ortasındaki yapay peteği yememektir.

Modern arıcılık sabit arıcılık ya da gezginci arıcılık şeklinde yapılabilir.

Sabit arıcılıkta kovanlar sürekli aynı yerde durur. ürün verimi çevrenin florası ile sınırlıdır.

Gezginci arıcılıkta ise flora takibi yapılır. Arılar  nektar akımı olan yerlere taşınır. Dört mevsimin aynı anda yaşandığı ülkemiz gezginci arıcılık için çok uygun bir coğrafya ve iklime sahiptir.

 

Modern tarımın önemli dallarından biri olarak kabul edilen arıcılığı, yurdumuzun hemen heryerinde başarıyla yapmak mümkündür. Yaşadığımız coğrafyanın iklimi ve bitki örtüsü özellikleri, arıcılıktan verimi yüksek sonuçlar alınmasına olanak sağlayacak niteliktedir. Arıcılık az bir sermaye ve emekle yapılmaya çok uygun bir uğraştır. İsteyen herkes evinin bahçesinde 2-3 kovana bakabileceği gibi, işe ticari boyut katıp bu sayıyı rahatlıkla 20-30 kovana çıkartabilir. Bu özelliğinden dolayı, bir ailenin geçimini sağlayan ana uğraş olabileceği gibi, diğer işlerin yanında ek gelir sağlayan yardımcı bir faaliyet olarak da rahatlıkla yapılabilir.

Arıdan elde edilen bal, balmumu, polen ve diğer ürünler ülke ekonomisine önemli girdiler sağlar. Bu ürünlerin besin olarak tüketilmesinin sağlıklı yaşam ve dengeli beslenme konusuna olan katkıları da herkesçe bilinir. Arıcılığın tarım açısından en büyük önemi ise, bitkilerin tozlaşmasında oynadığı roldür. Polen toplamak için çiçekten çiçeğe gezen arı, bitkilerin doğal yoldan döllenmesine yardımcı olur.

Dünyada gıda olarak tüketilen maddelerin yaklaşık olarak yüzde 90'ı, 80 bitki türünden elde edilir.  Bu bitki türlerinden en az 60 tanesi arı tarafından döllenme gereksinimi duyar. Bu hesaba göre insan gıdasının üçte biri doğrudan veya dolaylı olarak arı tarafından tozlaşmaya ihtiyaç duyan bitkilerden oluşur.


Doğada yetişen binlerce çeşit çiçek tarafından salgılanan nektarlar arılar tarafından toplanmazsa ziyan olup gider. Arıcılık faaliyetiyle birlikte doğada kendiliğinden oluşan ve başka bir işe yaramayan nektar ekonomiye kazandırılır, insan istifadesine sunulur.

Bir arı kolonisi diğer tarımsal üretim dallarında olduğu gibi sürekli bakım istemez. En azından sabah akşam, yem, su, gübre vs istemez. Arılar bütün ihtiyacını doğadan karşılar. Belli dönemlerde birkaç saati alacak bir bakım işlemi, sağlıklı arı kolonilerine sahip olmak için yeter de artar bile.

Arıcılık diğer tarımsal faaliyetlere göre daha az yatırım gerektirir, daha az iş gücüne ihtiyaç duyar.

Kısa sürede üretime dönüşür, sabit araziye ihtiyaç duyulmaz arılık bir yerden başka bir yere kolaylıkla taşınabilir.

Arıcılığın çok önemli bir uğraş olduğu, bu işe gönül verenler tarafından sıklıkla vurgulansa da malesef ülkemizde bu alanla ilgili gerekli ve yeterli yatırımlar önemsenerek yapılmamaktadır. Bilindiği gibi bütün dünyada sentetik katkı maddeleri içermeyen doğal gıdalara karşı büyük bir ilgi oluşmaya başlamıştır. Arıcılık hiçbir teknolojik yatırım yapmaya gerek kalmadan kendiliğinden katkısız ve doğal gıda üreten bir sistemdir. Bu yüzden ekonomik değeri önümüzdeki yıllarda kendiliğinden artacaktır.

 

Balarısının yeryüzünde bulunuş zamanı modern insandan çok daha eski tarihlere dayanmaktadır. Bilimsel araştırmalara göre balarısının yaşı 25.000.000 yıl olarak tahmin edilmektedir. Modern insan Homosapiens'in yaşı ise yaklaşık olarak 100.000 yıldır.

İnsanoğlu yiyecek ihtiyacını doğadan toplayarak karşıladığı dönemde, balarısının doğal yuvalarından bal almayı öğrenmiştir.

Active Image

İspanya'nın  Bicorp Valencia kasabasında bulunan M.ö 7000 yıllarında yapıldığı tahmin edilen mağara resimlerinde arılarla çevrili bir kadın bal alırken görülmektedir.Active Image

İlk gezgin arıcılık M.ö 3000 yıllarında eski Mısır'da başlamıştır. Arıcılar arılarını Nil nehri üzerinde sallarla aşağı ve yukarı mısır arasında taşıyarak bal üretimlerini artırmıştır.

Active Image

Arıcılık insanlık tarihinden beri kutsal sayılan bir meslektir. Arı ve arı ürünlerine bütün dinlerde itibar gösterilmiştir. Bu işle uğraşanlara çeşitli toplumlarda din adamlarına benzer  ayrıcalıklar tanınmıştır.

Active Image

Eski Mısır Medeniyetinden günümüze kalan bir çok yazıtta arıcılığın o dönemlerde ne denli önemli bir uğraş olduğunu ortaya koyan resimler bulunmaktadır.

Active Image

Yine eski çağlarda Hindistan'da kayalara çizilmiş bal toplayan insan resimleri bulunmuştur.

İnsanların ağaç kovuklarındaki arı kolonilerini imha etmeden, içerisindeki balın bir kısmını alıp, arıların ihtiyacı olan balı bırakmalarıyla birlikte, gerçek anlamda arıcılık faaliyeti başlamış oldu.

Zamanla doğal ağaç kovuklarındaki arıların ürettiği balların miktarı yetersiz gelmeye başlayınca, oyulmuş ağaç kütüklerinden yapay arı yuvaları oluşturulmaya başlandı.

Tarihi süreç içinde insanlar yaşadıkları coğrafyanın kendilerine sundukları imkanlardan yararlanarak çeşitli tipte arı kovanları yapmaya başladılar.

Ortadoğu'nun sıcak ve ormansız bölgelerinde büyük çömlekler arı kovanı olarak kullanıldı.

Active Image

Diğer bölgelerde saman, hasır, kamış ya da ağaçtan yapılan çok değişik tipte ilkel arı kovanları yapıldı.

Active Image

Yukarıda 14. yüzyılda Bağdatlı tıp bilgini İbn-i Butlan'ın Takvim es-sıhha isimli ?ûifalı Bitkilerle ilgili yazmış olduğu kitapta bulunan arıcılık resimleri görülmektedir.

16. yüzyıla kadar arıcılık bilgisinde büyük gelişmeler olmamış, arıcılık nesilden nesile aktarılan geleneksel bir uğraş olarak sürmüştür.

16. yüzyılda bilim ve teknolojideki gelişmelerle birlikte, arıcılık bilgisinde de önemli gelişmeler yaşanmaya başlanmıştır.

Bu dönemde arıcıların temel amacı, arılara zarar vermeden bal hasat etme yöntemlerini bulmaya çalışmak olmuştur. Bunun için bir çok  denemeler yapılmış ekipmanlar geliştirilmeye çalışılmıştır.

Kışa güçlü girmeleri için kolonileri birleştirmek, kolonileri verim artışı için yönlendirmeye çalışmak gibi uygulamalar yapılmaya uğraşılmıştır.

1550 yılında mikroskobun bulunmasıyla birlikte o zamana kadar görülemeyen mikroorganizmaların ve organların büyütülerek görülmesi sağlanmıştır.

1609 yılında İngiliz Charles Butter ana arının dişi olduğunu bulmuş, beyarı olarak değil kraliçe arı olarak isimlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

1771 yılında ana arıların erkek arılarla kovan dışında ve havada uçarken çiftleştikleri keşfedilmiştir.

1600-1800 yılları  arasında arıcılık konusunda bir çok araştırma ve geliştirme yapılmış, yeni yeni teknikler bulunmuştur. üstten açılabilen çerçeveli kovanlar kullanılmaya başlanmış fakat arıcılığın bütün problemlerini çözecek kovan tipleri geliştirilememiştir.

Arılar, kovan içerisindeki petekleri ya da çerçeveleri  kovan yan duvarlarına yapıştırdığı için, peteğe zarar vermeden koloni kontrolünün yapıldığı, tam anlamıyla kullanışlı bir çerçeve sistemi oluşturulamamıştır.

Active Image

Bu yıllar içerisinde Yunanistan'da farklı tipte sepet kovanlar kullanılmaya başlanmıştır. Klasik sepetlerin aksine, bu kovanlar altı dar üstü geniş şekilde yapılmıştır. Kovanın üst tarafında 3 cm genişliğinde çıtalar yanyana dizilmiş, arılar bu çıtalara petek örmeye başlamıştır. Kovan duvarlarının eğimli olması sayesinde arıların petekleri yan duvarlara yapıştırmadığı gözlenmiştir. Arıcılar bu sayede petekleri kovandan kolayca çıkartabilme olanağı bulmuştur. Bu sistem günümüzde de halen yaygın olarak kullanılmaya devam etmektedir.

1851 yılında Amerikalı Lorenzo Langstroth arı boşluğunu keşfederek, 6-9 mm arasındaki boşluklara arının petek örmediğini farketmiştir.

Lorenzo Langstroth'un çerçeve üst çıtası ile kapak arasında, çerçeve yan çıtaları ile kovan duvarı arasında bu boşlukları bıraktığında arıların buraları birleştirmediğini keşfetmesiyle birlikte, çerçevelerin kovan içerisinde kolayca hareket edebileceği kovan sistemleri geliştirilmiştir.

Active Image

1858 yılında ilk yapay petek arıcıların kullanımına sunulmuştur.

1865 yılında binbaşı Hruschka bal süzme makinesini keşfetmiştir.

1940'lı yıllarda yapay tohumlama tekniğinin uygulamaya başlanması ile birlikte ıslah ve genetik kaynakların korunması yönünde önemli gelişmeler sağlanmıştır.

 

ORGANİK ARICILIK NEDİR VE NASIL YAPILIR?

Organik arıcılık;doğada bulunan nektar,polen,su ve propolisin arılar

tarafından toplanarak çeşitli arı ürünlerine dönüştürülmeleri işleminde,üretimden tüketime kadar tüm aşamalarında suni beslenme ve kimyasal ilaçlama yapmadan,organik tarım alanlarında veya doğal yapısı bozulmamış florada her aşaması kontrollü ve sertifikalı yapılan arıcılık faaliyetlerine denir.

ARICLIKTA ORGANİK ÜRETİMİN ESASLARI

Arıcılık ürünlerinin organik üretim olarak nitelendirilmesi,

1. Kovanların özelliklerine

2. Çevre kalitesine

3. Arıcılık ürünlerinin özenle elde edilmesine

4. İşlenmesi ve depolanması koşullarına bağlıdır.

Organik arıcılıkta dikkate alınacak özellikler

Geçiş dönemi,Arıların orijini ,Arı kolonilerinin bulunduğu bölge,Beslenme,Hastalıklara karşı alınan tedbir ve mücadeleler,Arı yetiştiriciliğinde kullanılan materyallerin özellikleri .Konvansiyonel arcılıktan organik arıcılığa geçiş dönemi tarımsal üretim yapılan alanlarda geçiş süreci uygulanmaz

Konvansiyonel arıcılıktan organik arıcılıga geçiş süresi 1 yıldır. Başlangıç tarihi olarak uygun olmayan girdilerin son kullanma tarihleri dikkate alınır.Ayrıca geçiş süresinde elde edilen ürün organik ürün sayılmaz.

Geçiş döneminde kovandaki peteklerin değişmesi gerekmektedir.

Bu amaçla;

  • Ekolojik bal mumu kullanılmalıdır
  • Ekolojik olmayan bal mumu kullanılması durumunda kalıntı analizi yapılarak kalıntı olmadığının belgelenmesi gerekir

Arıların orjini;

Arı ırklarının seçiminde seçilecek tür çevreye uyumlu olmalıdır. Hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı olmalıdır. Afis mellifera türleri ve ekotipleri tercih edilmelidir.

Arı kolonisi;

Organik olarak üretim yapılan işletmelerden suni oğul olarak yada konvansiyonel arıların organik petekli çerçevelere aktarma suretiyle elde edilir.

Ana arı ihtiyacı;

Suni tohumlama ile, konvansiyonel üretimden kolonilerin %10’una kadar alınarak kullanılabilir.

Ana arıların yenilenmesi esnasında eski ana arının öldürülmesine izin verilir.

Ana arıların kanatlarının kesilmesi kesinlikle yasaktır.

ORGANİK ARICILIK SAHASI

Asgari uçuş yarıçapı 3 km olmak koşuluyla 1 yıl önceden kontrol altına alınır.Kentmerkezleri,otoyollar,sanayibölgeleri,atıkmerkezleri,reaktörler, hidrolik ve termik enerji santralleri,maden işletmelerine 3 km uzakta yada daha fazla uzaklıkta olmalıdır.

Organik arıcılık sahası harita üzerinde belirtilerek yeri kaydedilir. Kovanların yerleştirildiği yerde,yeterli nektar,polen ve temiz su kaynağı bulunmalıdır. Organik arıcılık yapılacak alanda kimyasal mücadele yöntemleri kullanılmamalıdır. Karantina tedbirleri uygulanan alanlarda organik arıcılık yapılamaz.

ARILARIN BESLENMESİ

Organik arıcılıkta arıların beslenmesi,kendi kovanlarındaki balla olmalıdır. Ancak arıların yaşamı yapay beslenmeye bağlı olduğu durumlarda organik olarak üretilmiş bal ve polen veya organik biçimde üretilen şeker şurubu veya organik şeker melası kullanılır. Yapılan beslenme ile ilgili kovan siciline,kullanılan ürünün tipi,tarihi,,miktarı ve besleme yapılan kovan numaraları kaydedilmelidir.

Arılarda beslenme zamanı son ürün hasadı ,beslenme(organik bal ve polen )beslenme bitiş,15 gün ve nektar akımı

Şeker,pekmez,süt,melas,glikoz ve diğer konvansiyonel maddeler kesinlikle kullanılmaz.

Organik bal ile hazırlanan şuruba takviye amacı ile herhangi bir katkı maddesi ilave edilmemelidir.

Organik arıcılıkta kullanılan kovan ve temel petek kovanlar çevreye ve arıcılık ürünlerine risk getirmeyen doğal malzemelerden yapılmalıdır.

Kovanlarda kimyasal boya yerine;

· Propolis

· Balmumu

· Bitki yağları

Gibi doğal ürünler kullanılmalıdır.

Kovana verilecek yeni petekli çerçeve için temel petek organik üretim yapan birimlerden sağlanmalıdır. Kabartılmış petekleri güve zararlısından korumuk için naftalin gibi maddeler kullanılamaz

Hastalıkların önlenmesi için;

  • Dayanıklı ırk ve hatlar seçilmeli
  • Ana arılar düzemli olarak yenilenmeli
  • Arı sağlığı için kovanlar sistematik olarak denetlenmeli
  • Kovanlardaki erkek yavrular kontrol edilmeli
  • Arılıklarda kullanılan malzemeler düzenli olarak organik yöntemlerle dezenfekte edilmeli
  • Kirlenmiş maddeler veya kaynaklar zararsız bir şekilde imha edilmelidir
  • Balmumu düzenli olarak yenilenmeli ve kovanlarda yeterli miktarda polen ve bal bırakılmalıdır.

Koruyucu önlemlere rağmen koloniler hastalanır ve zarar görürse,derhal tedaviye alınmalı ve gerekirse koloniler ayrı alanlarda izole edilmelidir.

Tedaviye alınan kolonilere geçiş süresi uygulanır veya organik petekli çerçevelere aktarılır.

Önleyici tedbir olarak kimyasal bileşimli ilaçlar kullanılamaz. Sağlık ve temizlik maddesi kimyasal maddeler kullanılamaz.

Varrora jacobsoni zararlısının mücadelesinde organik kökenli;

  • Formik asit,laktik asit,asetik asit,oksaik asit,mentol,timol,okaliptol veya kofur kullanılabilir.

Biyolojik yöntem olarak erkek arı gözlü çerçeveler kullanılabilir. Yönetmelik bu amaçla erkek arı gözlü peteklerin imha edilmesine izin vermektedir.

Isıtma yöntemi uygulanabilir. Bu sistemde kovan 45ْC’de 5 dk. Isıtılır. Kovan altına dökülen varroralar toplanarak imha edilir.

Kovanların dezenfeksiyonu pürmüz ile yakılarak yapılır.

Diğer arıcılık malzemeleri kaynar suyla ve diğer yöntemlerle dezenfekte edilir.

Arıcılıkta kullanılan ekipmanın ve kovanın temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi amacıyla;

  • Potasyum ve sodyum sabunu,
  • Su ve buhar,
  • Kireç kaymağı,
  • Kireç,
  • Sönmüş kireç,
  • Sodyum hipoklorit,
  • Kostik soda,
  • Kostik potas,
  • Oksijenli su,
  • Doğal bitki özleri,
  • Sitrik,
  • Parasitrik asit,
  • Formik,
  • Laktik,
  • Oksaik ve asetik asit,
  • Alkol,
  • Formol ve sodyum karbonat kullanılabilir.

ORGANİK ARICILIKTA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Arı nakilleri,stressiz ve kısa zamanda gerçekleştirecek zamanda olmalıdır.

Organik bal üretiminde yavrulu çerçeveden bal sağımı yapılamaz.

İyonize arı ürünleri organik olarak değerlendirilmez.

Organik tarım metoduyla üretilen arı ve arı ürünleri ambalajlanırken organik ürn niteliğinin bozulmamasına dikkat edilmelidir.

Ambalajlanırken;

Cam , tahtadan üretilmiş malzemeler özel üretilmiş uygun organik kaplama maddelerinden yapılmalıdır.

Organik arı ürünlerinin ambalajlanma esnasında,ürünün organik niteliğini koruyacak bütün hijyenik tedbirler alınmalıdır.

Organik arı ürünleri konvansiyonel arı ürünlerinden ayrı bir yerde depolanır. Organik ürünler depo edilirken herhangi bir kimyasal ilaç kullanılmamalıdır.

Organik arı ürünleri,karayolları kenarında bekletilemez ve satılamaz.

SONUÇ;

Ülkemizin geniş mera alanları ve akasya,kestane,ıhlamur gibi nektarlı çiçek açan ormanlarında organik bal ve polen üretimi yapılabilir.

Organik arı üretiminde meydana gelebilecek geçici üretim kayıplarını ise, daha etkin koloni yönetim sistemleri ve yüksek ücretle Pazar bulunması ile karşılayacak yapıda olması gerekir.

 

ÇİLEK YETİŞTİRİCİLİĞİ

Çilek çok lezzetli ve hoş kokulu bir meyve türüdür. A, B, C vitaminleri kalsiyum, demir ve fosfor gibi mineral maddeleri bol miktarda içerir. Çilek taze olarak sofrada

yararlanılmasının yanında pastacılık, reçel, marmelat komposto, dondurma, şıra, şarap, şampanya ve likör yapımındada kullanılmaktadır

Ayrıca derin dondurma yoluyla uzun süre saklanarak tüketilebilir. Köklerinin% 90'ı toprağın 15'lik derinliğinde bulunur.Bir çilek çeşidinde ne kadar fazla yaprak var ise, o kadar fazla çilek

salkımı oluşacak demektir.Çeşide ve çevre şartlarına bağlı olarak ana bitkiden kollarla (Stolon) 100'ün üze
rinde yavru bitki oluşabilir. Döllenmeden sonra, döllenmiş çekirdeğin etrafındaki etli kısım büyümeye başlamaktadır. Çilek tanelerinin şekli yetiştikleri iklim şartlarına ve çeşide göre değişiklik gösterebilmektedir.Çilekte Çiftçiler için pazar ve endüstriye uygun sert taneli çeşitler avantajlıdır.

İklim isteği

Çilek dünya üzerinde birbirinden çok farklı bölgelerde ve ekolojik şartlarda yetiştirilebi
lmektedir. yaz aylarında kuzey kutbuna yakın yerlerdeki devamlı aydınlık bölgelerden, 12 saat
lik aydınlanmaya sahip Ekvatordaki bölgelere kadarYıllık yağış 250 mm olan çöl alanlarından (sulamak suretiyle), 3500 m yükseklikteki alanlarda, soğukların -45 oC'lere kadar düştüğü yerlere ve, yarı tropik yerlere kadar ;birbirinden iklim olarak çok farklılık gösteren yerlerde yetiştirilebilmektedir.

Toprak isteği:
Çilek asit toprakları sever.PH 6.5 den az olmamalıdır.Genel olarak derin, verimli, iyi
drene edilmiş nem tutma kapasitesi yüksek topraklarda iyi gelişir ve bol ürün verir, en iyi toprak kumlu-killi milli ve süzek topraklardır. Allüviyal humuslu tınlı topraklarda da iyi gelişir. Kireçli toprakları sevmez.

ÇİLEK YETİŞTİRME TEKNİĞİ

Çilek Çoğaltma yöntemleri
Çilek fidelerinin üretimi 5 yolla yapılır. Bunlar tohumdan , kollardan, toprakaltı gövdesini ayırarak yaprak çeşitlerinden ve doku kültürleri yolu ile dir.Tohumdan fide elde edilmesi:daha çok ıslah amacı için kullanılır. Toprakaltı gövdesini ayırarak fide elde edilmesi:bir kaç gövdeden oluşan çileğin ana gövdesindenbu gövdeleri ayırmak suretiyle olur. Her ana bitkiden 4-5 fide elde etmek mümkündür.Kollardan fide elde edilmesi: bir çilek bitkisinin boğaz kısmındaki yaprak koltuklarından çıkan kollardan (stolon) elde edilir. Bu kollar toprak yüzüne yatık olarak büyüyen ve boğumlarının her birinde yeni bir bitki meydana getiren özelleşmiş bir gövdedir. Yaprak koltuklarından çıkan kolların boğumlarında bitkicikler oluşurlar ve bu boğumların toprağa değdiği yerde bu bitkicikler çok kolaylıkla yeni kökler meydana getirerek
ana fideye benzer yeni fideler elde edilmesini sağlar.Yaprak çeliklerinden fide elde edilmesi :Bitkilerin süratle çoğaltılması gerekiyorsa yaprak çeliklerinden fide elde edilmesi yöntem kullanılır. Genç ve orta yaşlı yapraklar, yaprak kınları ile alınıp 2 cm kadar iki yerden çizilerek dikilir. Yaprak çelikleri tarladan alındıktan sonra ıslak çuvallara sarılarak seraya getirilmeli ve dikimden evvel su içerisinde muhafaza edilmelidir.Doku kültürü yolu ile fide elde edilmesi: hücre doku veya organların bitkilerden ayrılarak yapay bir besin ortamı üzerinde steril şartlarda yetiştirilmesidir.
Çilek Bahçesinin Kurulması

Toprak Hazırlığı

Çilek bahçesi tesis edilecek yerin toprağı önce bol hayvan gübresi ile gübrelenmeli ve derince
sürülmelidir. Hayvan gübresi yoksa yeşil gübre uygulanmalıdır. Dekara 2-4 ton yanmış ahır gübresi uygulanabilir. Ahır gübresindeki sap ve samanların kolayca çürümesi için dekara 40-50 kg Amonyum sülfat veya amonyum nitrat ilave edilmelidir. Sürümden sonra sıkıştırmayan bir merdane ile bastırılmalıdır. Aynı yerde tekrar çilek dikimi yapılacaksa o zaman toprakta fümigasyon yapılmalıdır.

Dikim Zamanı

Çilek yetiştiriciliğinde , Fide dikimi kış, ilkbahar ve yaz dikimi olmak üzere üç şekilde
yapılabilmektedir. Sonbaharda, soğuklama olmadan dikim yapılan bitkilerde en uygun kış dikim tarihlerinin Kasım-Aralık ayı olduğu; yaz dikimi dedinlenmeye giren, hava şartlarına bağlı olarak sonbaharda sökülüp, soğuk depolarda soğuklatılarak saklanan "Fide bitki" olarak adlandırılan fidelerle yapılır. İlkbahar dikimi nisan ayının son iki haftasında, yaz dikimi ise Temmuz ayının son haftasında yapılır.

Fidelerin Dikimi

Bitkiler plastik torbalar içerisinde değillerse, köklerini nemli tutmalı, fakat asla ıslak bir
ortamda bırakmamalıdır. Yapraklar su içinde tutulmamalı, bitkiler araziye ıslak çuvallarla kaplanmış sepetlerle götürülmelidir. Fideler dikilirken kök boğazı kısmı (taç gövdesinin orta noktası) toprak yüzeyi ile aynı seviyede olmalıdır. Fidelerin çok derin veya kökleri açıkta kalacak şekilde yüzlek
dikilmeleri zararlıdır. Dikim için sökülen fidelerin kökleri uzunsa dikimden önce 8-10 cm'den kesilmelidir.
Fidelerde fazla yaprak varsa bitki üzerinde genç olanlarında 2-3 adeti bırakılarak diğer
lerini ayıklanırsa tutum oranını artar.Belle açılan çukurlara bitki yerleştirilip çukurun hemen yanında beli tekrar köklerin üzerine doğru bastırmalı ve kök bölgesini toprak ile iyice sıkıştırmalıdır. Burada
dikkat edilecek husus kök bölgesinde bir hava boşluğunun kalmasıdır. Bu nedenle fide diken kişi, elleriyle veya ayağı ile fidenin etrafındaki toprağı bastırarak sıkıştırması gerekir.

Çilek Dikim Sistemleri

Düz arazi üzerine dikim : Burada fideler değişik aralık ve mesafelerde sıralar halinde dikilir.
Uzun meyve saplı çeşitlerde meyvelerin toprağa temas edip kirlenmemesi için toprak yüzüne
çavdar veya buğday sapı serilir. Bu sistemde sulamanın yağmurlama ile yapılması daha uygundur.Ocakvari dikim : Toprak iyice işlendikten sonra çeşitli aralık ve mesafelerle hafif tümsekler yapılır ve fideler bu tümseklere ocak sisteminde dikilirler.
Sedde üzerine dikim : En uygun dikim şeklidir. Çilek dikilecek tarlanın yüzü düzeltilir, karık
açma pulluğu ile karıklar açılır. Karıklar arasında kalan sedde kısmının üzeri iyice düzeltilir, karık kenarları sıkıca bastırılarak sulama sırasında seddelerin bozulması önlenir. Çift sıra dikimlerde seddeler arası 100-120 cm tek sıralı dikimlerde ise 50-60 cm olabilir.

Plastik örtüler üzerinde dikim : Sedde usulü dikimin aynısıdır. Yalnız burada seddelerin üzeri plastik örtülerle kaplanır. Plastiğin serilmesi için önce seddelerin üstü temizlenip düzlenerek hafifçe bastırılmalıdır. Süzgeçli kovalarla sulandıktan sonra seddelerin üstü plastikle kaplanır. Karık tabanlarına tel veya ince plastik örtüler sıkıca tutturulur, plastiğin üzerinde fidelerin dikileceği yerler işaretlenerek yuvarlakça kesilir ve plantuvar yardımı ile toprağa dikilir. Bu suretle bitkinin kökleri toprakta plastik örtünün altında yaprak çiçek ve meyveleri plastik örtünün üstünde büyür ve gelişir sulama yapılırken yaprak ve meyveler ıslanmaz, hastalıksız, çamursuz ve kusursuz meyveler elde edilir. Ayrıca siyah plastik kullanılırsa, güneş ışığını geçirmediğin den örtünün altında yabani otların gelişmemesidir. Bu suretle yabancı ot mücadelesi kolaylaymış olur. Plastik örtünün diğer bir yararı da güneş ışınlarını toplaması ve bitkiye uygun daha sıcak bir ortam yaratmasıdır.Bu suretle plastik örtü üzerinde yetiştirilen çilekler, örtüsüz olarak yetiştirilenlerden bir hafta kadar daha önce açar, meyvelerini erken olgunlaştırır ve daha fazla ürün verir. Ancak plastiğin pahalı olması nedeniyle maliyet hesaplarının iyi yapılması, karlı oluyorsa kullanılması tavsiye edilir.

ÇİLEK YETİŞTİRİCİLİĞİ 2

Fide Dikim Aralığı Bitkiler; 60 cm genişliğinde-30 cm yüksekliğinde hazırlanan seddelere sıra arası ve üzeri 30 x 30 cm olacak şekilde üçgen biçimde dikimleri yapılabilir.

Bakımı Toprak İşlemesi

Çilek bahçelerinde toprak işlemesi; dikimden hemen sonra yabancı otların temizlenmesi sulamadan sonra çapalama, gübrelemeden sonra gübrenin toprağa karıştırılması işlemleridir. Bahçenin bakımındaki en önemli iş yabancı otların temizlenmesidir. İlkbaharda yabancı otlar köklerinden sökülmeli ve bahçe temizlenmelidir. Tesisin ilk yılında genç fidelerin zarar görmemesi için çapa çok itinalı yapılmalıdır. Ot temizleme işlemi küçük alanlarda genellikle bağ bıçkılarıyla veya elle yapılır. Daha ileri safhalarda çapa yardımı ile otlar alınır. Yabancı otla mücadele için tesisten evvel derin bir işleme veya toprağı iyice işlemeyi gerektiren bir çapa bitkisi veya yeşil gübre bitkileri ekilmelidir. Yabancı ot gelişmesini engellemenin en iyi yollarından birisi de seddelerin (tahta) üzerlerinin siyah plastikle kaplanmasıdır.

Yabancı otlarla mücadelede çişitli herbisitler kullanılabillir.

Gübreleme

Organik maddece zengin topraklarda gübreleme gereksizdir. Ancak diğer topraklarda gübreleme yapılmasında fayda vardır. Fakat yinede gübreler meyve iriliğini artırmakta, bu da çoğu kez meyve kalitesini düşürmektedir. Azotlu gübrenin çiçek tomurcuğu oluşumundan evvel verilmesi, alınacak ürün miktarını artırmakta ancak, vejetatif gelişmenin durmasına kadar büyümeyi teşvik etmektedir. Azot vermenin en büyük etkisi ilkbaharda ve yazın yaprak ve stolon gelişmesi üzerine olmaktadır. Fide yetiştiriciliğinde stolon sayısını, dolayısıyla genç bitki sayısını artırmak için çilek bitkilerine haziran ve temmuz aylarında azotlu gübre verilmelidir.Çileklerde 8-10 kg/da saf azot verilmesi uygundur. Azotun hepsini birden sonbaharda vermek sadece siyah örtü üzerinde yapılan yetiştiricilikte uygun görülür. Diğer şekilde ise azotu iki seferde vermek de mümkündür. Bu durumda şubat - mart aylarında verilebilir.
Fosfor, meyvenin dayanıklılığı ve renk oluşumuna olumlu etki yapar, kök gelişimini artırır. Yıllık olarak dekara 6-8 kg P2O5 vermek yeterlidir. Süperfosfat cinsinden toprağa bir seferde uygulanır.

Çilek bitkisinde Sulama

Çilek meyve oluşumunda olgunlaşmaya kadar geçen dönemde suya karşı hassastır. Sulama, meyve iriliği ve kalitesi ile o yılki ürün ortalamasına etki eder.Dikim zamanında fidelerin çabuk ve sağlıklı büyümesi için sulamaya dikkat etmek gerekir. Çiçeklenme sırasında yağmur yağması arzu edilmez, yağış hem tozlanmayı engeller hem de meyve olgunlaşmaya başladıktan sonra yağarsa meyve yumuşar, leke yapar ve çürümeyi kolaylaştırır. Yağmurlama sulama ve yağış ile toprağın sıçrayarak meyvelere zarar vermemesi için sıralar arasına ve bitkilerin altına değişik malç malzemesi serilebilir.Sulama dikim sistemlerine göre değişik metodlarla yapılabilir. Bunlar karık, yağmurlama ve damla sulama yöntemleridir. Karık sulamada, karıklara verilerek su taşarak sedde üzerindeki bitkilerle temas etmemelidir. Plastik örtülerle kaplanmış çileklerle karık sulama başarı ile uygulanabilir. Düz arazilerde ve ocakvari dikilmiş çileklerde ise damla sulama daha uygundur. Ayrıca çiçeklenme zamanı dikkatli olunarak yağmurlama sulama metodu da uygulanabilir.Bölgemizin sıcak, kurak ve nisbi nemin düşük olduğu göz önüne alınırsa çilek özellikle ilkbahar ve yaz aylarında mutlaka sulanmalıdır. Dikimi tamamlanan çileklere can suyu verilerek köklenmeleri sağlanır ve metodu seçildikten sonra gerektiğinde sulama yapılır. Kışı bu şekilde geçiren bitkiler ilkbahar ve yaz aylarında sulanır. Bu nedenle karık sulamada ilkbaharda yağış olmadığı durumlarda haftada bir sulama yapılmalıdır. Damla sulama günlük buharlaşmaya bağlı olarak düşük debi ve su miktarlarında günlük sulama yapılabileceği gibi 3-4 günde bir de sulama yapılır. Hasat bittikten sonra belirtilen sulama aralığı genişletilmelidir.

Hastalık ve zararlı Mücadelesi

Çiçeklerde rastlanan en fazla yaprak hastalıkları kırmızı leke hastalığı, beyaz leke hastalığı, çilek mildiyösü ve solgunluk sayılabilir. Meyve çürüklük ve hastalıkları olarak Botrytis (esmer çürüklük) en yaygın olanıdır. Kök zararlıları olarak nematod ve dana burnu başta gelir.Hastalık ve zararlılarla mücadele çilek meyveleri toplandıktan sonra yapılmalı, daha önce yapılması zorunluluğu varsa, ilaçlamadan sonra en az 4-5 gün çilek toplanmamalıdır.

Kök boğazı ve yapraklarda görülen çişitli zararlı ve hastalıklarla mücadele için, hasattan sonra çilek bitkilerinin tepeleri kesilmeli yeni yaprakları alınmalıdır. Yaprakların kesilip toplanarak yakılması bu hastalık ve zararlıların yayılmasını kısmen önler.

Kolların (Stolonların) Kesilmesi

Meyve örtüsü için çilek yetiştiriciliği yapıldığı valüt kolların gelişmesi arzu edilmez. Bu nedenle kolların kesilmesi çileklerin dikim sistemlerine göre farklı olur. Sıra usulü dikimde istenilen bitki miktarı elde edilinceye kadar kolların köklenmesine izin verilir.

Aralıkların düzgün olması için yine kolların bir kısmının kesilmesi gerekir. Kolların kesilmesi için keskin çapa kullanılmalıdır. Hiç bir zaman kollar çekilerek koparılmamalıdır

Çileklerin Dondan Korunması

Kışın sıcaklığı 8-10 oC'nin altına düşen yerlerde, çilek bahçelerinin soğuktan zarar görmemesi için korunması gerekir. Bunun için en pratik yol, çilek sıralarının arası ve üzeri, buğday, çavdar sapı ve samanı ile yaklaşık 5-10 cm kalınlığında örtülür. İlkbaharda yeni yaprak gelişmesinin başlaması ile birlikte bitkilerin üzerindeki malç kaldırılmalıdır. Dondan korumak için sisleme ve yağmurlama sulamada kullanılabilir.

Bahçelerinin Yenilenmesi

Bir çilek bahçesinden 2-3 yıl, hatta daha fazla süre ürün almak mümkündür. Verimden düşmüş çilek bahçesinin yenilenmesi bir kaç şekilde yapılır.

Sıraları daraltmak: Bu usulde birinci yıl ürünü alındıktan sonra sıraların bir veya iki kenarından bir çapa pulluğu geçirilerek bir kısım ana bitkilerle onlardan oluşmuş kollar seçilmiş olur.

Sıra üzerinde seyreltme: Sıra üzerinde çok sıklaşmış olan kolları ve ana bitkileri seyreltmektir. Seyreltme ile çok yaşlanmış, kurumuş bitkilerde çok sıklaşmış olan kollar çıkarılır.

Tamamen söküp yenileme: İyi bir bakımla 3 yıl ürün alınabilir. Ancak bir ürün alındıktan sonra da bahçeler tamamen bozulabilir. Yeni fideler yardımı ile dikim yapılarak bahçe yenilenmiş olur.

Son yıllarda her yıl dikim yapılması önerilmektedir. Böylece bol ve kaliteli ürün alınmaktadır.

Çileğin Hasat, Ambalaj ve muhafazası

Çilekler en uygun olum zamanında toplanmalıdır. Tamamen kırmızı renk alan çilek olgunlaşmış demektir. Çilek fazla olgunlaştığı taktirde pazar değeri fazla olmamakta ve nakliyatı da zor olmaktadır. Genellikle çilekler sofralık olarak kullanılacak ise her iki günde bir toplanmalıdır. En uygun toplama zamanı sabahın erken saatleridir. Toplanan çilekler hemen gölge bir yere taşınmalıdır.

Taze olarak tüketilecek çilekler sap ve çanak yaprakları ile birlikte koparılmalıdır. Koparırken baş parmak ve işaret parmağı ile meyve sapı tutulur ve meyve çanak yapraklarının 1 cm kadar üstünden koparılır. Çilekler +2 ve +5 0C'de 2-4 gün , 0 0C'de 8 gün muhafaza edilebilir.

Taze tüketim için ticari anlamda saklanacak olursa ideal sıcaklık +0.6 ile +1.1 oC arasında olmalıdır. Maksimum sürede muhafaza edebilmek için sıcaklık mutlak suretle +4oC nin altında tutulmalıdır.Ambalajında, taşıma süresince meyveleri iyi bir halde koruyacak nitelikte yapılmış kutu veya sepetler şeklinde olmalı ve en çok net 500 gram meyve alacak büyüklükte olmalıdır. Ambalaj malzemesi olarak da plastik, mukavva ve odun yontuğu olabilir. Toplanan ve paketleme yerlerine gelen çilekler ambalaj kaplarına boylarına göre tasnif yapılarak yerleştirilir.

 

Ceviz ağacı , meyvesi ve kerestesi yönüyle oldukça önemlidir.Ayrıca yeşil kabuğundan ve kökleriden boya elde edilmektedir.Ceviz meyvesinde en fazla A vitamini bulunur (30 I-U ). Yağ oranı ise % 60 ‘ ın üzerin-dedir.Cevizin kuru ve taze tüketime uygun çeşitleri vardır.Ceviz ; 800-1800 saat soğuklama ihtiyacı gösterir.Ceviz ağacı ; -25 oC , + 38 oC ’ye kadar dayanıklılık gösterir.
BAHÇE TESİSİ VE BAKIMI
Ceviz ağaçları ; toprak bakımından seçici olmamakla beraber taban suyu seviyesi kışın 2,5-3m.’den yukarı çıkmayan , fazla su tutmayan gevşek, süzek, çakıllı,alüvyial topraklardan hoşlanır.Cevizin kirece dayanıklılığı fazla dır.Yüksek taban suyu ceviz ağacının gelişmesinin aksamasına, yaprak ların damar aralarının açık yeşil, damarlarının kahverengi renk almasına ,

sürgün uçlrının kurumasına , bir kaç yıl içersindede ağacın kurumasına yol açar.Ceviz bahcesi aşılı fidanlarla tesis edilir.Sulama imkanı olmayan yerlerde çöğürler ,arazideki yerlerinde yerleştirilip sonra aşılanırlar.Dikim aralıkları zayıf topraklarda ve yamaç arazilerde 10X10 m.;kuvetli , taban yerlerde ise dikim aralığı 12-14 m olarak ayarlanmalıdır.

Fidanlar 60cm.çap ve 60cm .derinlikte açılacak çukura dikileceklerdir.Çukurun dibine 100-150’şer gram süper fosfat ve potasyum sülfat gübreleri konulduktan sonra çukurdan çıkan toprağa yanmış hayvan gübresi karıştırılarak , fidanlar aşı noktası dışarda kalacak şekilde dikilmeli, yanına dikilecek hereğe bağlanmalıdır.Aşılı fidanlar 4-5 yaşından itibaren verime başlar.Dikim aralıklarını ise 10-12 yaşından sonra doldururlar.Bu zaman zarfında ara ziraatı yapılabilir.( vişne,uygun yerlere fındık,taban yerlerde tek yıllık bitki.)Ceviz ağacının en iyi anlaşacağı kültür bitkisi asmadır. Fidanların ilk dikim yılında ve imkan bulunan yerlerde yılda en az bir defa sulama yapılır. Sonbaharda bir defa derin ,ilkbaharda torak zemininin uygun olduğu dönemde yüzlek sürüm yapılır.Fidanlar dikimde 4-5 göz üzerinden budanırlar .İlk yılın kış budamasında doruk dal 180cm’den kesilr. Doruk dalın tepe kısmına yakın boyunlu gözler koparılır. Seçilen ilk ana dalın altındaki kuvvetli sürgünlerde uç alma yapılır. Ancak HARTLEY gibi terminal tomurcukları verimli olan çeşitlerde uç alma yapılmaz. ÜRÜN BUDAMASI : Ceviz ağaçlarında verimi artırmak üzere taç içerisini sıklaştıran fazla kalınlaşmamış dallar dipten, taç yüzeyini oluşturan dallar da 2-3 yıllık dal seviyelerinden budanarak seyreltimelidir. Ürün budamasında daima çıkarılan dalın kalınlığının bırakılan daldan ince olmasına özen gösterilmelidir.Ceviz ağacı 100-150 sene gibi ömre sahiptir.Tekniğine uygun tesis edilmiş bahçelerde ağaç başına verim 120-150kg olmaktadır.STANDART CEVİZ ÇEŞİTLERİNDE ARANAN ÖZELLİKLER:Ağacın erken meyveye yatması,Periyodisite göstermemesiAğacın verimli olması Soğuklar ve güneş yanıklığına karşı dayanıklı olması,Ağacın sağlıklı bir gelişme göstermesi ,hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı olması, Meyve iriliği, tüketimi taze olarak yapılacak ceviz tipleri için çok iri (çap ortalaması38.1mm.’den büyük) kurutmalık cevizler için iri-orta (çap ortalaması 29.1mm.’den büyük) meyve şekli düzgün oval; iriliği mütecanis, kabuklu tane ağırlığı 10g’ dan fazla olması gereklidir. Meyve kabuğu açık ve parlak renkli,düzgün iki parçanın birbirine sıkıca yapışmış olması, ince olup kolayca kırılması gereklidir. İç kabuktan kolaylıkla bütün olarak çıkmalı , iç randımanı %50’den , iç ağırlığı 5 g’dan fazla,iç rengi çok açık olmalıdır.İç, kabuk boşluğunu tamamen doldurmalı , büzülme yapmamalıdır.Ceviz içinde bulunan total yağ miktarı kuru maddenin %70’inden çok olmamalıdır. Cevizlerde tohum anacı olarak halen BALABAN çeşidi kullanılmaktadır.
BAZI ÖNEMLİ CEVİZ ÇEŞİTLERİ:
ÇEŞİDİ ÖZELLİĞİ TOZLAYICISI
Yalova 1 Akdeniz ve Ege dışındaki tüm bölgelere önerilir. Taze ve kuru olarak tüketilir.Eylül sonunda hasat edilir. Yalova 2 Yalova 4
Yalova 2 Taze tüketime elverişlidir. Kaydadeğer hastalık , zararlı, soğuk ve güneş yanıklığı zarar.
Yalova 1
Yalova 3 Kuru olarak değerlendirmeye uygundur. Eylül sonunda hasat edilir. Hastalık ve zararlılaramukavimdir. Yalova 4
Yalova 4 Erkek ve dişi çiçekler birbirine yakın olgunlaşır.Kuru iç olarak tüketime elverişlidir.eylül sonunda hasat edilir. Yalova1 Yalova 3
Şebin Tomurcuklar geç patlar iç kuru ceviz olarak tüketilmeye elverişlidir. Bilecik
Bilecik Tomurcuklar geç uyanır. Lezzetlidir.İçkuru ceviz olarak tüketilir. Eylül sonlarında hasat edilir.
1974/4 İç ceviz olarak tüketilir. Yalova 4 1974/7 Taze tüketim için elverişlidir.Meyve çok iridir.
Franguetta İlkbaharda geç uyanır. Kış soğuklarına dayanıksızdır.
Hartley Oldukça geç uyanır.Kabuklu olarak satılır.İç kuru ceviz olarak tüketime elverişli, Eylül ortalarında hasat edilir.
Payne İlkbaharda erken uyanır. Çok verimlidir. Hastalık ve zararlılara hasastır.iç kuru ceviz olarak tüketilir.Eylül sonunda hasat edilir.
Ashley Payne’ye benzer verim ve kalitede üstündür.Yan tomurcuklar %80 verimlidir.
Midland Meyve şekli oval ,üniform değil , kabuk rengi açık esmer, pürüzlülük orta, kabukta yapışma çok iyi
iç kuru ceviz olarak tüketime uygundur.Eylül’ünikinci yarısında hasat edilir.

BAZIÖNEMLİ CEVİZ ÇEŞİTLERİ:
ÇEŞİDİ ÖZELLİĞİ TOZLAYICISI

Akdeniz ve Ege dışındakitüm bölgelere önerilir. Taze ve olarak tüketilir.Eylül sonunda hasat edilir. Yalova 2 Yalova 4
Yalova 2

Taze tüketimeelverişlidir. Kaydadeğer hastalık , zararlı, soğuk ve güneş yanıklığı zarar.

Yalova 1
Yalova 3 Kuru olarak değerlendirmeye uygundur. Eylülsonunda hasat edilir. Hastalık ve zararlılaramukavimdir. Yalova 4
Yalova 4 Erkek ve dişi çiçekler birbirine yakın olgunlaşır.Kuru iç olarak tüketime elverişlidir.eylül sonundahasat edilir Yalova1 Yalova 3
Şebin Tomurcuklar geç patlar iç kuru ceviz olarak tüketilmeye elverişlidir.
Bilecik Tomurcuklar geç uyanır. Lezzetlidir.İçkuru ceviz olarak tüketilir. Eylül sonlarında hasatedilir.
1974/4 İç ceviz olarak tüketilir. Yalova 4
1974/7 Taze tüketim için elverişlidir.Meyve çok
Franguetta İlkbaharda geç uyanır. Kış soğuklarına dayanıksızdır.
Hartley Oldukça geç uyanır.Kabuklu olarak satılır.İç kuru ceviz olarak tüketime elverişli, Eylül ortalarında hasat edilir.
Payne İlkbaharda erken uyanır. Çok verimlidir. Hastalık ve zararlılara hasastır.iç kuru ceviz olarak tüketilir.Eylül sonunda hasat edilir.
Ashley Payne’ye benzer verim ve kalitede üstündür.Yan tomurcuklar %80 verimlidir.
Midland Meyve şekli oval ,üniform değil , kabuk rengi açık esmer, pürüzlülük orta, kabukta yapışma çok iyi
iç kuru ceviz olarak tüketime uygundur.Eylül’ünikinci yarısında hasat edilir.

HASTALIK VE ZARARLILARI:

Cevizlerde görülen en yaygın hastalık Karaleke , zararlı ise iç kurdudur. Şubat ayı içersinde %1.5-2’lik Bordo bulamacı ile bütün gövde ve dallar yıkanmalı, yere dökülmüş olan yapraklar , kurumuş dallar toplanarak yakılmalıdır. Mantar enfeksiyonuna karşı Mayıs ve Hazinan aylarında koruyucu olarak iki ilaçlama yapılmalıdır.(%0,5 lik bakırlı ilaç). Meyveler can eriği iriliğini alınca Haziran ayı içersinde atılacak bakırlı ilaç ile iç kurduna karşı insektisit de tatbik edilmelir.Yine Temmuz ayının başında ve sonunda kabuk sertleşmeden önce2 defa fungusit ve insektisit karışımı tatbik edilmelidir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Yayınları

 

GİRİŞ: Kültürün yapıldığı en eski yer Anadolu’dur.Dünyada 1500 civarında çeşidi bulunmaktadır.

Kirazlar meyveye 5-7 yıl sonra yatarlar.Tam verime ise 10-12 yaşında yatarlar. Ekonomik ömürleri 20-25 yıldır.

Ülkemizde 10 milyon. civarında kiraz ağacı bulunmaktadır. Türkiye’nin yıllık üretimi 200.000– 250.000 ton olup bu üretimin %10’u ihraç edilmektedir.Ülkemiz koşullarında verim ağaç başına 25-30 kg.dır Dünya sıralamasında ilk sıralara oynamaktayız.

İlk yıllarda ara tarım olarak fiğ ve benzeri bitkiler yetiştirilebilir.

 

 

 


 





İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ:

İKLİM:Kiraz ağaçları sıcak bir büyüme sezonu,kış mevsiminde belli bir süre dinlenme,yağmursuz bir çiçeklenme ve hasat dönemini severler.

Kiraz,soğuklama ihtiyacı yüksek bir meyve türüdür.1000 saatin üstünde soğuklama ister.Bu ihtiyacı karşılanmaz ise düzensiz çiçeklenme ve çiçek silkmeleri görülür.

Yaklaşık 1000 m. rakım yetiştiricilik için idealdir.

Kış soğuklarının –20 ºC’nin altına düştüğü yerlerde kiraz yetiştiriciliği yapılmamalıdır.

Aşırı yaz sıcakları çift pistil oluşumunu,dolayısıyla ikiz meyveyi teşvik ettiği için istenmemektedir. Çünkü böyle meyvelerin pazar değeri yoktur.

TOPRAK:Kiraz kireç oranı düşük,drenajı iyi,derin ve hafif topraklardan hoşlanmaktadır.Taban suyu seviyesi 1m’nin altında olmalıdır.

KİRAZIN ÇOĞALTILMASI VE ANAÇLARI:

En uygun çoğaltma metodu aşı ile çoğaltmadır. En yaygın aşı şekli ise durgun göz aşısıdır.

TOHUM ANAÇLAR:

1.KUŞ KİRAZI(Prunus avium):Ülkemizde yaygın kullanılan bir araçtır. Oldukça kuvvetlidir uzun ömürlüdür. Uyuşma problemi yoktur. Ağır topraklardan hoşlanmaz.

2.İDRİS: (Prunus mahalep):Kireçli, kumlu topraklara adaptasyonu iyidir. Aşı uyuşmazlığı gösterebilir. Taç küçüktür, kuş kirazının %75 – 80 i kadardır.

3.YABANİ VİŞNE: (Prinus cerasus)  Kirazla uyuşmaz sorunu vardır. Soğuklara dayanıklıdır. Kireçli toprakları sevmez,. Ağır topraklara toleranslıdır. Çok yaygın kullanılmaz.

KLONAL ANAÇLAR:

1.MAZZARD F 12/1  : Bakteriyel hastalıklara çok dayanıklı olup çelikle kolayca çoğaltılabilir.

2.COLT: Hibrit olup çelikle kolaylıkla çoğaltılabilir. Çeşitlerle uyuşması iyidir.

3.MAHLEB SL 64: Kurak ve kireçli topraklarda iyi gelişir. Kiraz ve vişnelerle iyi uyuşur.

4.STOCKTON MORELLO :Ağır ve nemli topraklarda kullanılır. Kök ur nematoduna dayanıklıdır. Üzerine aşılanan çeşitleri bodurlaşma etkisine sahiptir.

ANAÇ SEÇERKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

1.Toprak yapısı

2.Arazi topografyası

3.Sulama imkanları

4.Bölgede don şiddeti

5.Çiftçinin amacı

KİRAZIN DÖLLENME BİYOLOJİSİ:

Genelde kendine kısır bir meyve türü olduğu unutulmamalı ve en az 4-5 birbirini dölleme özelliğine sahip çeşitle bahçe kurulmalıdır. İyi bir tozlanma sağlayabilmek için çiçeklenme döneminde iki dekara bir kovan olacak şekilde arı kullanılmalıdır.

BAHÇE TESİSİ ÖNCESİ DİKKAT EDİLECEK HUSUSLA

1.Arazinin mutlaka toprak tahlili yaptırılmalıdır.

2.Arazi tasfiye edilmelidir.

3.Tesviye işleminden sonra kurak bir dönemde (Örn. Eylül ayı)  90 cm aralık ve 90 cm derinlikte subsoiler ile patlama yapılmalıdır.

4.Meyilli ve yamaç yerler tercih edilmelidir.

5.Don tabanı oluşturan yerlere bahçe tesis edilmemelidir.

6.Toprak yapısına göre 40-50 cm ara ile drenaj kanalları açılmalıdır.

7. Ormanlık yere yakın arazilere mümkünse bahçe kurulmamalıdır.

BAHÇE TESİSİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

1.Sıralar Kuzey-Güney istikametinde olmalıdır.

2.Dikim mesafesi;

-Kuş kirazı anaç ise 6x6 m veya 6x5 m.dir.

-İdris anaç ise 6x4 m veya 5x5 m olmalıdır.

-Yeni klonal anaçlı fidanlarla bahçe tesisi edilecek ise daha dar mesafeler kullanılmalıdır.

3.%12-15 oranında mutlaka dölleyici çeşit kullanılmalıdır. Unutulmamalıdır ki kiraz kendine kısır bir meyve türüdür.

4.Bir yaşlı fidanlar tercih edilmelidir.

5.Dikim ılıman iklimli bölgelerde, sonbaharda (Kasım, Aralık) diğer bölgelerde ilkbahar başlangıcında gözler uyanmadan önce yapılmalıdır.

6.Güvenilir yerden fidan alınmalıdır.

7.Dikimi yapılacak olan fidanların köklerindeki yaralı ve kırık kısımlar makas ile temizlenir (özellikle odunsu kökler). Bu sayede söküm sırasında zarar görmüş kök parçaları kesilerek temizlenmiş olur (Şekil3). Daha sonra bir kap içerisinde hazırlanan ilaçlı suya (100 lt suya 400 gr Captan + 100 gr Benlate veya  100 lt suya 400 gr Captan + 100 gr Derosal) fidan kökleri daldırılarak kök hastalıklarına karşı önlem alınır.

8.Fidanlar söküm derinliğinde dikilmelidir.

9.Fidan dikiminde fidan çukurlarına bir kürek yanmış ahır gübresi ve/veya her fidan çukuru için 100 gr. Triple Süperfosfat ile 100gr. Amonyum Sülfat da dikim toprağına karıştırılmalıdır.

10.Aşı noktası kesinlikle toprak altında kalmamalı,toprak yüzeyinden 5 cm. yukarıda olmalıdır.

11.Dikim sonrası mutlaka can suyu verilmelidir.

12.Dikim sonrası tepe kesiminde acele edilmemelidir. Fidanın 65-75 cm yüksekliğinden aşı noktasına ters yöndeki bir göz üzerinden tepesi vurulmalıdır. Gözler kabardığında uygulama yapılırsa iyi olur.

BAZI KİRAZ ÇEŞİTLERİ

EARLY BURLAT: Çok erkencidir. (24 mayıs) Meyvesi iridir. Meyve %25 oranında çatlama yapar.Yola dayanımı azdır.

VİSTA: Erkencidir .(31 mayıs) Ağaç verimi yüksektir. %3 oranında meyve çatlaması yapar .

STARKS GOLD (Beyaz kiraz) : Sofralık kalitesi iyi değildir. Sanayiye uygun bir çeşittir. 15 Haziran civarında olgunlaşır.

NOBLE: Geç olgunlaşır. (14 Haziran) Orta verimlidir. %5 oranında meyve çatlaması yapar.

LAMBERT: Çok geç olgunlaşır .(19 Haziran) Ağaçları verimli olup %18 oranında meyve çatlaması yapar. Yola çok dayanıklıdır.

ZİRAAT 0900: “Türk kirazı” unvanına sahiptir. Çok geç olgunlaşır. Parlak, koyu kırmızı, sert, sulu, çok iri ve kalitelidir. Hiç meyve çatlaması yapmaz.  Tozlayıcıları: Starks Gold, Mertor Late, Lambert, Noble, Jubilee, Bigarrea, Gaucher dir.

KİRAZDA YILLIK BAKIM İŞLERİ

TOPRAK İŞLEMESİ: Sonbaharda toprağın 10-15 cm derinlikten işlenmesi çok önemlidir. Bu işleme  sayesinde toprağın fiziksel ve kimyasal özellikleri iyileşir. Derin sürüm kesinlikle yapılmamalıdır.

SULAMA:Yıllık yağışın 600 mm ve üzeri olduğu bölgelerde sulamaya ihtiyaç duyulmaz. 600 mm.nin altında yağış alan bölgelerde ise 2-3 kez sulama yeterlidir.

Kirazda damla sulama ve mini yağmurlama sistemleri ile sulamanın yapılması iyi olur.Kurak giden yıllarda çiçeklenme döneminde toprağın yeterince nemli tutulması önemlidir.

Hasattan hemen önce verilen su meyve iriliğini etkilese de meyve eti sertliği ve tat üzerinde olumsuz etki yapar. Ayrıca bu dönemdeki sulamalar ağaç sağlığını da olumsuz etkiler. Hasat sonrası sulama yeni oluşan çiçek gözlerinin gelişimi için faydalı olacaktır.

GÜBREME:Gübrelemede şu noktalara dikkat edilmelidir:

Ø Toprak yapısı

Ø Sulama miktarı ve sulama şekli

Ø Ağaçların yaşı ve gelişme durumları

Ø Ağaçların verimliliği

Unutulmamalıdır ki en doğru gübreleme toprak tahlilleri sonucu yapılan gübrelemedir.

İki yılda bir dekara 2-3 ton yanmış ahır gübresi uygulanmalıdır. Verimdeki bir ağaca ortalama 2-3 kilo amonyom sülfat, 1 kg triple süper fosfat, 1 kg potasyum uygulanmalıdır.

Fosforlu ve potasyumlu gübreler sonbaharda uygulanmalıdır. Azotlu gübrelerin birinci uygulaması ilkbaharda, ikinci uygulaması çiçek dökümü sonrası, son uygulaması ise hasattan sonra yapılmalıdır.

Gerekliliği durumda yaprak gübreleri bitki besin elementi noksanlıklarında kullanılmalıdır.

BUDAMA: Kiraz ağaçları dikine büyüyen ağaçlardır. Bu nedenle piramit veya değişik doruk dallı budama sistemleri tercih edilmelidir.

Kiraz ve vişnenin meyve türleri içinde en az budamaya ihtiyaç duyan türler olduğu unutulmamalıdır.

Dikimden sonraki birkaç yıl içersinde budama ile ana dallar iyice oluşturulduktan sonra yapılacak budamalar kuruyan tacın iç kısmını sıkıştıran çok zayıf büyüyen ve ana dallarla rekabet edebilecek obur dalları kesmekten ibarettir.

Fidan dikildiği yıl gözler iyice kabardığında 70-75 cm yükseklikteki uygun bir göz üzerindeki hafif eğimli tepe kesimi yapılmalıdır.

Tepesi kesilen fidana %2’lik bordo bulamacı uygulanmalıdır.

Gözler kabarıp sürgünler 2-3 cm’ ye ulaşınca lidere rakip olabilecek, liderin altında ki 3-4 göz kopartılarak çıkartılmalıdır.

Ayrıca aşı noktasından 40 cm yüksekliğe kadar olan sürgünler ve gözlerde çıkartılmalıdır. Böylece fidan üzerinde lider göz ve ana dalları oluşturacak 4 göz bırakılmış olur. Seçilen dört ana dalın ana gövde üzerinde birbirinde 25-30 cm uzaklıkta ve ana gövde ile aralarındaki açının 45-60 derece  olması sağlanmalıdır.

Kirazda dal açımı, ilk  yıldan itibaren özellikle 3 yıl mutlaka yapılmalıdır. Dallar yere paralel konuma getirmeye çalışılmalıdır.

DİKİMDEN İTİBAREN FİDANDA YAPILACAK BUDAMA

 

BİRİNCİ YIL BUDAMA

Şekil-1. İlk dikimden sonra kamçı halindeki fidanın kesim yapılırken aşı yerinden itibaren 70 cm.den tepe kesimi yapılır lider olarak bırakılacak gözün hakim rüzgara karşı gelmesine dikkat edilmelidir.

Şekil-2. Gözler kabarmaya başladıktan ve tercihen 2-3 cm sürgün oluştuktan sonra lidere rakip olabilecek 1,2,3. sıradaki gözler koparılır. Ayrıca aşı noktasından 40 cm yüksekliğe kadar bulunan gözler ve sürgünler koparılır. Böylece dallanma şekilde gösterilen (A) yere paralel olarak gelişmesi sağlanır.

Şekil-3. İlk 40-60 cm'de oluşan dal grubundaki sürgünler 10-15 cm boya geldiklerinde değişik istikametlere yönelmiş en az 3-4 dal mandal ile geniş açılı olacak şekilde yatırılır. Bu sayede dal üzerinde erken meyve oluşumu temin edilmiş olur.


HASAT:Hasat olgunluğuna erişmiş meyveler yani çeşide özgü renk, tad, aroma ve iriliğe ulaşmış meyveler sıcak olmayan saatlerde elle ve sapları ile toplanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki erken hasatta meyveler istenilen tat, aroma ve iriliğe ulaşmamıştır. Geç kalındığında ise meyve yumuşar, sapları kurur ve yola dayanımı azalır.

Toplanan meyveler 3-5 kg lık sepet veya kovalar konularak taşınmalıdır. Bir işçi günde 50-100 kg kiraz toplayabilir.

Kiraz bahçesinde dekara 800-1000 kg'lık ürün başarı olarak kabul edilmelidir. Yüksek verimli çeşitlerde bu miktar 1500 kg kadar da çıkabilir.

KİRAZ HASTALIK ve ZARARLILARI:Kirazlarda yaygın olarak görülen hastalıklar Bakteriyel kanser, dal yanıklığı ve Monilya’dır.

Kirazda en çok dikkat edilmesi gerekli zararlı kiraz sineğidir. Diğer  zararlılardan kırmızı örümcek, kabuklu bitler, yazıcı böcek ve  yaprak bükenler zaman zaman  önemli sorunlar olarak  karşımıza çıkmaktadır.

Ayrıntılı bilgi için Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri’ne başvurunuz.

KAYNAKLAR:1. Alara Tarım Ürünleri San. ve Tic. A.Ş.

2. www. bahçe.biz/bitki/meyve/kiraz

3. www.buğday.org

4. http://ebkae.gov.tr

 
Konya’dan Derbent’e ulaşım üç yoldan sağlanabilmektedir.http://www.derbent.bel.tr/wp-content/derbent-ulasim2.jpg
Birincisi Konya - Kızılören - Çiftliöközü - Derbent güzergahıdır. 76 kilometredir. Bu güzergah Karayolları ağındadır.İkincisi Konya - Başarakavak - Tepeköy - Derbent güzergahıdır. Altınapa Barajına kadar Karayolları ağında, barajdan itibaren de İl Yolu ağındadır.  Yolun genişletme çalışmaları halen devam etmektedir.Üçüncüsü ise Konya - Ilgın - Aşağı Çiğil - Derbent güzergahıdır. 147 kilometredir. Karayolu ağındadır.Konya - Kızılören - Derbent yolu, Konya - Başarakavak - Derbent yolu ve Ilgın - Derbent yolu “Manzaralı yol” kapsamındadır.
http://www.derbent.bel.tr/wp-content/derbent-haritasi1.jpg
 

Mesnevi

Mesnevi klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım türüne Mesnevi adı verilmiştir. Uzun sürecek konular veya hikayeler şiir yoluyla anlatılmak istendiğinde, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevi türü tercih edilirdi.

Mesnevi her ne kadar klasik doğu şiirinin bir türü ise de, "Mesnevi" denildiği zaman akla "Mevlâna'nın Mesnevi'si" gelmektedir.

Mevlâna Mesnevi'yi Hüsameddin Çelebi'nin isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi'nin söylediğine göre, Mevlâna, Mesnevi beyitlerini Meram'da gezerken, oturuken, yürürken, hatta semâ ederken söylermiş. Çelebi Hüsameddin de yazarmış.

Mesnevi'nin dili Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunulan en eski Mesnevi nüshasına göre beyit sayısı 25618 dir.

Mesnevi'nin Vezni:
Fâ i lâ tün - fâ i lâ tün - fâ i lün 'dür.

Mevlâna 6 ciltlik Mesnevi'sinde tasavvufi fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.

Dîvân-ı Kebir

Divân şairlerinin şiirlerini topladıkları deftere denir. "Divân-ı Kebir "Büyük Defter" veya "Büyük Divân" manasına gelir.

Mevlâna'nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Divân-ı Kebir'in dili Farsça olmakla beraber, içinde Arapça, Türkçe ve Rumca şiire de yer verilmiştir.

Divân-ı Kebir 21 küçük divân (Bahir) ile rubâî divânının bir araya getirilmesi ile oluşmuştur. Divân-ı Kebir'in beyit sayısı 40.000'i aşmaktadır.

Mevlâna Divân-ı Kebir'deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu divâna Divân-ı Şems de denmektedir. Divânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.

Mektûbât

Mevlâna'nın başta Selçuklu hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen dini ve ilmi konularda açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur.

Mevlâna bu mektuplarında, edebi mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında "kulunuz, ben deniz"gibi kelimelere hiç yer vermemiştir.

Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa, onu kullanmıştır.

Fîhi Mâ Fih

Fîhi Mâ Fih "Ne varsa içindedir" manasına gelmektedir. Bu eser Mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetleri içermektedir. Bunların oğlu Sultan Veled tarafından bir kitapta toplandığı sanılmaktadır. Eser 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da değinilmiştir. Bu nedenle bu eser tarihi açıdan da büyük bir önem taşımaktadır.

Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret mürşid ve mürid, aşk ve sema gibi konular işlenmiştir.

Mecâlis-i Seb'a (Yedi Meclis)

Mecâlis-i Seb'a adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna'nın yedi meclisinin, yedi vaazının toplanmasından meydana gelmiştir. Mevlâna'nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlenmesi yapıldıktan sonra, Mevlâna'nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği hadisleri şu konulara ayırmıştır:

 

    1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı
    2. Suçtan kurtuluş, akıl yolu ile gafletten uyanış
    3. İnanç'daki kudret
    4. Tövbe edip doğru yolu bulanların Allah'ın sevgili kulu olacakları
    5. Bilginin değeri
    6. Gaflete dalış
    7. Aklın önemi


Bu yedi mecliste, asıl şerh edilen hadiselerle beraber 41 hadis daha geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her hadis içtimaidir. Mevlâna, yedi meclisinde her bölüme "hamd-ü sena" ve "münacat" ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufi görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevi'nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.

 
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.

Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.

Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.

Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.

Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"
 

Mevlana'nın söylediği ve günümüze kadar insanlığa ışık tutan sözlerinden bazıları: 
· Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi
ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
· Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır.
. Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş..
. Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır..
. Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir..
· Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
. Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki..
· Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?
· İsa'nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.
· Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.
· Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.
· Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.
· Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
· Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.
· Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.
· Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?
· Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar
· Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.
· O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile. İçindekine bakarsan padişahsın, kabına bakarsan yolu yitirdin.
· Genişlik, sabırdan doğar.
· Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü, inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.
· Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.
· Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının.
· Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.
· Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin. Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.
· Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler.
· Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek, inciyle denizin varlığından da şüphe eder.
· Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.
· Oruç tutmak güçtür, çetindir ama Allah'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından, bir derde uğratmasından daha iyidir.
· Ayın, geceye sabretmesi, onu apaydın eder. Gülün, dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir. Arslanın, sabredip pislik içinde beklemesi, onu deve yavrusu ile doyurur.
· Zahidin kıblesi, lütuf, kerem sahibi Allah'tır. Tamahkarın kıblesi ise altın torbası.
. Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur..
· Sarhoş, cinayeti yapar da sonra "özrüm vardı, kendimde değildim"der. Kendinde olmayış,kendiliğinden gelmedi sana,onu sen çağırdın.
· İnsan gözdür, görüştür, gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa, değeri o kadardır.
· Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz. Suyu başına döksen, başı kırılmaz. Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan, toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.
· Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış,oysa önünde yüzlerce dağ var
· Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci vardır.
· Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak,başka yere koymak.
· Hiçbir kafire hor gözle bakmayın. Müslüman olarak ölmesi umulur çünkü.
· Şu deredeki su,kaç kere değişti,yıldızların akisleri hep yerinde.
· Yol kesenler olmadıkça ,lanetlenmiş şeytan bulunmadıkça,sabırlılar ,gerçek erler,yoksulları doyuranlar nasıl belirir,anlaşılır?
· Oyun ,görünüşte akla uymaz ama çocuk oyunla akıllanır.
· Anlayış,edep şehirlilerdedir. Ziyafet,garip konaklamak da köylülerde.
· Resimler ister haberleri olsun,ister olmasın,hepsi de ressamın elindedir,o elden çıkar.
· Alışsan güvercin sallanan kamıştan kaçar mı hiç?O kamıştan göklere uçan yere alışmamış olan güvercin ürker,kaçar.
· Mal, sadakalar vermekle hiç eksilmez. Hayırlarda bulunmak,malı yitmekten korur.
· Çalınmış kumaş,devamlı kalmaz insanda. Hırsızı da darağacına götürür.
· Ağlayışın,feryat edişin bir sesi,sureti vardır. Zararınsa sureti yoktur. Zararda insan elini dişler ama zararın eli yoktur.
· Her korkuda binlerce eminlik vardır,göz karasında onca aydınlık mevcut.
· Verdiğini geri alan kişi, ***** gibi kusmuğunu yemiş olur.
· Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. Ağzını,şarabı verene aç.
· Ekme günü gizlemek toprağa tohumu saçmak günüdür. Devşirme günüyse tohumun bittiği gündür,karşılığını bulma günüdür.
· Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.
· Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?
· Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?
· Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler
· Çayırlıktan, çimenlikten esip gelen yel, külhandan gelen yelden ayırt edilir.
· Dünya malı, bedene tapanlara helaldir.
· Gerçek kokusuyla, ahmağı kandıran yalan sözün kokusu, miskle sarımsak kokusu gibi, söz söyleyenin soluğundan anlaşılır.
· Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.
· Ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır.
· Kötü nefis, yırtıcı kuştur.
· Hırsın yemdir, cehennemse tuzak.
· Doğan, avdan av getirir, fakat kendi kanadıyla uçar da avlanır. Padişah da bu yüzden onu keklikle, çil kuşuyla besler.
· Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın.
· Yemekle dolu karın, şeytanın pazarıdır.
· Sözle anlatılan şey, yalan bile olsa, kokusu, gerçek olduğunu da haber verir, yalan olduğunu da.
· Canım bedenimde oldukça, kulum, köleyim, seçilmiş Muhammet'in yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden bundan başka söz naklederse, o kişiden de bezmişim ben, o sözden de.
· Sevgiden, tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir. Sevgiden, dertler şifa bulur. Sevgiden, ölüler dirilir. Sevgiden, padişahlar kul olur. Bu sevgi de bilgi neticesidir.
· Mumundur karanlık veren sana. Anlatırdım bunu ama, gönlünün beli kırılıverir. Gönül şişesini kırarsan artık, yaşamak fayda vermez.
· Rüşvet alan para pul padişahı değiliz. Paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız biz.
· Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.
· İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir. Görememek ayıbı, göstermemek kusuru, uğursuz nefsin parmağına ait işte.
· İnsan, gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir. Göz ise ancak dostu görene denir.
· A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın, tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.
· Bir gömlek derdine düşeceksin ama belki o gömlek kefen olacaktır sana.
· Dün geçti gitti. Dün gibi, dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.
· Saman çöpü gibi her yelden titrersin. Dağ bile olsan, bir saman çöpüne değmezsin.
· O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti. Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.
· Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra
· Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor, gama binlerce defa aferin.
· Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?
· Ağzını kapa ve altın dolu avucunu aç. Ceset cimriliğini bırak da cömertliği seç.
· İnanmışsan, tatlı bir hale gelmişsen, ölüm de inanmıştır, tatlılaşmıştır. Kafirsen, acılaşmışsan, ölüm de kafirleşir, acılaşır sana.
· Doğruluk, Musa'nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazların sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar.
· Bir kötülük yaptıktan sonra pişmanlık hissetmek Allah'ın inayet ve muhabbetine mazhar olmanın delilidir.
· Sıkıntı ve huzursuzluk mutlaka bir günahın cezası, huzur ise bir ibadetin karşılığıdır.
· Üzerinde pek çok meyveler bulunan bir dalı, meyvalar aşağı doğru çeker. Meyvasız bir dalın ucu ise, servi ağacı gibi havada olur.
· Topluluk bizim yanımıza geliyor. Susacak olsak, incinirler. Bir şey söyleyecek olsak, onlara göre söylemek lazım geldiğinden o zaman da biz inciniriz
· Ümit, güvenlik yolunun başıdır.
· Kuş seslerini öğrenen kimse, kuş olmadığı gibi aynı zamanda kuşların düşmanı ve avcısıdır.
· Dert, insana yol gösterir.
· İman, namazdan daha iyidir. Çünkü namaz beş vakitte, iman ise her zaman farzdır.
· İki canlı kuşu birbirine bağlasan, dört kanatlı oldukları halde uçamazlar, çünkü ikilik mevcuttur.
· Sokak köpeğine ister altın, ister yünden tasma tak, yine sokak köpeği olmaktan kurtulamaz.
· Cübbe ve sarık ile alimlik olmaz. Alimlik, insanın zatında bulunan bir hünerdir.
· Değil mi ki gönül mutfağında yemekler tabak tabak, peki ne diye aşağılık kişilerin mutfağına kase tutacakmışım?
· Hangi tohum yere ekildi de bitmedi, ne diye insan tohumunda böyle bir şüpheye düşüyorsun?
· Testi taştan korkar ama o taş çeşme oldu mu, testiler her an ona gelmeye can atar.
· Sus artık yeter! Sır perdelerini pek o kadar yırtma. Çünkü bize, kırıkları sarıp onarmak,
sırları örtmek yaraşır.
· Altın aramıyorum, altın olmaya yeteneği olan bakır nerede?
· Varlık peteğini ören arıdır. Arıyı vücuda getiren mum ve petek değildir. Arı biziz. Şekil sadece bizim imal ettiğimiz mumdur
· Dünya köpüktür. Tanrı sıfatlarıysa denize benzer. Fakat şu cihan köpüğü, denizin arılığına, duruluğuna perdedir.
· Sözün içini elde etmek için harf kabuğunu yar. Saçlar da sevgilinin yüzünü, gözünü örter.
· Burnuna sarımsak tıkamışsın, gül kokusu arıyorsun.
· Biz, tulumla, küple, testilerle tatmin olmayız. Bizi çekip ırmağınıza götürün.
· Dünyaya demir atmış Karun'u, yer çekti, yuttu. Ulular ulusu İsa'yı gökyüzü çekti, yüceltti.
· Ekmek, beden hapishanesinin mimarıdır.
· Gübre olup bostanın gönlüne giren pislik, yok olur gider de pislikten kurtulur, kavunun, karpuzun lezzetini arttırır.
· Avlanmak istedik mi uçup gittiğimiz yer Kafdağı'dır. Akbaba gibi leş avlamayız biz.
· Bir köpeğin önüne bir çuval şeker koysan bile, onun gönlü yine leş peşindedir. Şekerden ne anlar o?
· Allah ile birleşmek demek, senin varlığının O'nunla birleşmesi demek değildir. Senin yok olmandır.
· Küfürle iman, yumurtanın akıyla sarısına benzer. Onları ayıran bir berzah var, birbirine karışmazlar.
· Köpekler gibi kızmayı bırak, arslanların gazabına bak. Arslanların gazabını görünce de var, bir yaşına girmiş koyun gibi yavaş ol.
· Din evinde haset faresi bir delik açar ama kedinin bir miyavlaması ile ürker kaçar.
· Kadınlar, aklı olanlara, gönül sahiplerine pek üstün olurlar. Cahillere gelince, onlar, kadına üstündür. Çünkü tabiatlarında hayvanlık vardır. Sevgi ve acımak, insanlık vasıflarıdır. Hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasıfları.
· Mümin bir kopuza benzer. Madem ki inanan kişi feryat edip ağlamada kopuzdur, kopuz kendisine mızrap vuran olmadıkça feryat etmez.
· Madem ki, akıl babandır beden de anan, oğulsan babanın yüzüne bak.
· Yeryüzü ile dağda aşk olsaydı, gönüllerinde bir ot bile bitmezdi.
· Kuş, kafeste kaldıkça başkasının buyruğu altındadır. Kafes kırıldı da kuş uçtu mu, nerede ona geçecek buyruklar?
· Bal çanağının ağzı kapalı. Sen ise, üstünü, yanını yalayıp duruyorsun. Çanağı yere çal,
· İnsana bütün korku içinden gelir fakat insanın aklı daima dışarıdadır.
· Dil, anlamlara bir oluktur adeta, fakat nereden sığacak oluğa deniz?
· O kadar çok koşmayın, o kadar yorulmayın, şu yerin altında çırak ne olmuşsa usta da o olmuştur.
· Bir lağımın pis kokusunu koklamak, ruhu kokuşmuş zenginlerle sohbetten yüz misli iyidir.
· Sen, yeni bir çocuk doğurmadıkça, kan tatlı süt haline gelmez.
· Hırsızlara, kötülere, alçaklara acımak, zayıfları kırıp geçirmektir.
· Aşk, davaya benzer. Cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki.
· Tohum yerde gizlenir de, o gizlenmesi bağın, bahçenin yeşermesine sebep olur.
· Yazı yazılırken eli görmeyen kişi, yazı kalemin oynamasıyla yazılıyor sanır.
· Gül solup, gül bahçesi harap olduktan sonra gülün kokusunu nereden duyabiliriz? Gülsuyundan!
· Firavun, yüzbinlerce çocuk öldürttü, aradığıysa evinin içindeydi.
· Geminin içindeki su, gemiyi batırır. Geminin altındaki suysa, gemiye arka olur.
· Aynanın berraklığını yüzüne karşı söylersen, ayna hemen buğulanır, seni göstermez olur.
· Eşek, suyun kadrini bilseydi, ayak yerine baş koyardı ırmağa.
· Aklın deveciye benzer, sense devesin. Aklın seni ram eder, ister istemez dilediği yere çeker götürür.
· Eğer parça buçukta bütünle beraberdir, ondan ayrılmaz diyorsan, diken ye, diken de gülle beraberdir.
· Gümüşün dışı aktır, berraktır ama onun yüzünden el de kararır, elbise de.
· Ateşin kıvılcımlarıyla al al bir yüzü vardır. Ama yaptığı kötü işe bak, karanlığı seyret.
· Yoksul, cömertliğin aynasıdır.
· Peygamberler insanları Allah'a ulaştırmak için gelmişlerdir. İnsanların hepsi bir bedense, kulla Allah birleşmişse kimi kime ulaştıracaklar?
· Bir mumdan yakılan mumu gören, gerçekten de asıl mumu görmüştür. Düşünenlerin
düşündürdükleri...
· Sabır, genişliğin anahtarıdır.
· Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan, geceye benzeyen varlığını yaka dur.
· Ana karnındaki çocuğa doğmak, dünyadan göçmektir
· Somuna benzer bir şey düzsen, emdin mi, şeker gelir ondan, ekmek tadı değil.
· Terazide arpa altınla yoldaş olur ama bu, arpanın da altın gibi değerli olmasından değildir.
· Koruktaki su ekşidir ama koruk üzüm olunca tatlılaşır, güzelleşir. Derken küpte yine acır, haram olur fakat sirke olunca ne güzel katıktır.
· Ay, yıldızlardan utanır ama yine de cömertliği yüzünden yıldızların arasında bulunur.
· İnanan, inananın aynasıdır.
· Sen şekillerde kalırsan puta tapıyorsun demektir. Her şeyin şeklini bırak, manasına bak
· Rengi kara bile olsa, bir kişi seninle aynı maksadı güdüyorsa, ona ak de, senin rengindedir.
· Hacca gideceksen, bir hac yoldaşı ara. İster Hint'li olsun, ister Türk, ister Arap. Şekline, rengine bakma, maksadı ne, ona bak.
· Yokluk, varlığın aynasıdır.
· Arslanın boynunda zincir bile olsa, bütün zincir yapanlara beydir arslan.
· Zıddı meydana çıkaran, onun zıddı olan şeydir. Bal, sirkeyle belirir.
· Kasırga pek çok ağaçlar yıkar fakat yeşermiş bir ota ihsanlarda bulunur.
· Dostların ziyaretine eli boş gelmek, değirmene buğdaysız gitmektir.
· Herkes güneşi görebilseydi, güneşin ışıklarına delalet eden yıldızlara ne ihtiyaç vardı?
· Hiç köpeğin havlaması, ayın kulağına değer mi?
· Huzurunda bulunmayanlara bile böyle elbiseler, böyle yiyecekler verirse, kim bilir konuğun önüne ne nimetler koyar.
· Hıristiyanların bilgisizliğine bak ki, asılmış Tanrı'dan medet umuyorlar.
· Resim, ressama, beni kusurlu yaptın diye söz mü söyleyebilir?
· İnsanoğlu, dilinin altında gizlidir. Dil, can kapısının perdesidir. Yel, perdeyi kaldırdı mı ne var, belirir bize.
· Sen de sağ eline bir sopa aldın ama senin elin nerede, Musa'nın eli nerede
· Akıllı birisinden gelen cefa, bilgisizlerin vefasından iyidir.
· Kara odun ateşe eş oldu mu, karalığı gider, tümden ışık kesilir.
· Bağış, kine merhemdir.
· Tahta içinde yaşayan kurt, o tahtanın fidan olduğu vakit ki halini bilir mi hiç?
· Madem ki hırsızsın, bari o güzelim inciyi çal, madem ki gebe kalıyorsun, bari yüce bir çocuğa gebe kal.
· Korukla üzüm birbirine zıttır ama, koruk olgunlaştı mı güzel bir dost olur.
· Tanrı yüzünü çirkin yaratmışsa, kendine gel de, hem çirkin yüzlü hem çirkin huylu olma bari.
· Aynada bir şekil görürsün hani, senin şeklindir o, aynanın değil.
· Satrançta piyon yola çıkar da, sonunda yüce vezir olur.
· Kibir kokusu, hırs kokusu, tamah kokusu, söz söylerken soğan gibi kokar.
· Sonsuzun iki yanı da yoktur, ortası nasıl olabilir?
· Dosttan, yakınlardan gelen bir cefa, düşmanın üçyüzbin cefasına bedeldir.
. Bal yiyen arısından gocunmaz..
· Güneşin ışığı pisliğe vursa bile pislenmez, ışıktır o.
· Başın ırmağın suyuna daldı mı, suyun rengini nasıl görebilirsin?
· Davud'un elinde mum oluyor, senin elindeyse mum, demire dönüyor.
· Sabır, insanı maksadına en tez ulaştıran kılavuzdur.
· Yılan yumurtası da serçe yumurtasına benzer ama aralarında ne kadar fark var.
· Bilginin, iki kanadı vardır, şüphenin tek.
· İkiyüz batman bala, bir okka sirke döksen, balın içinde erir, gider. Balı tattın mı sirkenin tadını bulamazsın fakat tartarsan bir okka fazla gelir. Demek ki sirke, hem yok olmuştur, hem vardır.
· Bir kuyudan her gün toprak çeker, her gün orayı kazar, eşersen, sonunda arı duru suya ulaşırsın.
· Denizden bile yerine su koymadan devamlı su alsan, bu işin denizleri çöle çevirir.
· Sen, yerdeki yeşillik gibisin, ayağın bağlı. Bir yel esti mi, tam inanca ulaşmadan başını sallarsın.
· Oltandaki et lokması, balık avlamak içindir. Öyle lokma ne bağıştır ne cömertlik.
· Sözün eğri olsa da, anlamı doğru bulunsa, sözdeki o eğrilik, Tanrı'ya makbuldür.
· İçen akıllıysa, aklının parlaklığı daha da artar, fakat kötü huyluysa daha beter olur. Ama halkın çoğu kötü olduğundan, beğenilmez huylara sahip bulunduğundan, içki herkese haram edilmiştir.
· Eşeğin ardını öpmekte bir tat, tuz yoktur. Faydasız yere, sakalını, bıyığını kokutur.
· Pirlik, saçın sakalın ağarması ile elde edilmez. İblisten daha ihtiyar kim var?
· Tavus kuşu gibi sadece kanadını görme, ayağını da gör.
· Pirenin ısırışından meydana gelen yanış, seni yılan soktu mu yok olur gider.
· Öküz, ansızın Bağdat'a gelir, şehri bir baştan öte gezip, dolaşır. Bütün o zevki, hoşluğu, tadı, tuzu görmez de göre göre karpuz kabuğunu görür.
· Hani bir hayvan vardır, porsuktur adı. Dayak yedikçe semirir, büyür, köteği yedikçe daha iyileşir, sopa vuruldukça semirir, insan da gerçekte porsuktur, çünkü o da dert, mihnet sopasıyla büyür, semizleşir.
· Uçan kuş, yeryüzünde kalsa tasalanır, derde düşse ağlayıp inlemeye koyulur. Fakat ev kuşu, kümes hayvanı, yeryüzünde sevinçle yürür, yem toplar, neşeyle koşar durur.
· Ölülerle savaşıp gazilik elde edilmez.
· Hoş, güzel ömür, yakınlık aleminde can beslemektir. Kuzgunun ömrü ise fışkı yemeye yarar.
· Kin, sapıklığın da aslıdır, kafirliğin de.
· Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker.
· İnciyi sedefin içinde ara, hüneri de sanat ehlinden iste.
· İnsan bir ağaca benzer, kökü, ahdinde durmaktır.
· Susmakla canın özü, yüzlerce gelişmeye ulaşır. Ama söz, dile geldi mi, öz harcanır.
· Hiç ay, yeryüzünde ev sahibi olur mu?
· Hırs, çirkinlikleri bile güzel gösterir.
· Padişahın adamlarından biri, zindanın burcunu yıksa, zindancının gönlü bu yüzden kırılır mı hiç?
· Hiçbir şeyden haberi olmayan cansızlardan, gelişip boy atan bitkiye, bitkiden yaşayış, derde uğrayış varlığına, sonra güzelim akıl, fikir, ayırt ediş varlığına geldin.
· Yol afetleri içinde şehvetten beteri yoktur.
· Demirciliği bilmiyorsan, demirci ocağından geçerken sakalın da yanar, saçın da.
· Taş, taşlıktan çıkıp yok olmadıkça, mücevher olup yüzüğe takılır mı hiç?
· Padişah, töhmet altına alınanı Karun'a çevirir. Artık suçsuzu ne hale kor, onu sen düşün.
· Eğri ayağın gölgesi de eğridir.
· Tam inanç aynası kesilen kişi, kendini görse bile, Tanrı'yı görmüş olur.
· Bilgiye ulaştı mı ayak, kanat olur.
· Göz olgunlaştı mı, temeli, özü görür. Ama kişi şaşı oldu mu parça buçuğu görür ancak.
· Sınama, deneme yolunda bilgi, tam inançtan aşağıdır, zindansa yukarı.
· Can, doğan kuşuna benzer, beden ona bir tuzak

 

Derbent Konya'ya 76 Km Mesafede 1930 Yılında kasaba olmuş, 1990 yılında ilçeliğe adım atmış küçük ama şirin bir yerleşim birimidir.
2000 Yılı Genel Sayımına göre nüfusu 14.372 Kişi olup bu nüfusun 7.440 'ı ilçe merkezinde bulunmaktadır.
Derbent'in Rakımı 1.480 metredir.
Konya'ya mesafesi Beyşehir yolundan gidilip Ilgın sapağından ulaşım sağlanırsa 78 Km olup ana yolu bu istikamettir. Fakat yine Beyşehir yolu istikametinde giderken Altınapa barajına inmeden sağa girilir ve Başara kavak yolu kullanılırsa mesafe 55 Km dir fakat bu yol çok dar ve virajlıdır.
Yüzölçümü 300 Km2 olup, bunun yaklaşık 10 Km2 si sulanılabilir vaziyette olan toplam 156 Km2 lik alanı tarım arazisidir. Kalan kısmı ise yerleşim yerleri ile orman ve mera arazisidir.

Devamını oku...  

“Derbent” kelimesi Farsça kökenli bir kelimedir. “Der”; geçit, “bent”; tutmak gibi iki kısımdan oluşur.Osmanlı Döneminde, “derbent” kelimesi teşkilat anlamında kullanılmıştır. Bu anlamda, dağlar üzerindeki geçitlerde ve boğazlarda bulunan karakollara “derbent” denilmiştir.

Devamını oku...  
Powered by Tags for Joomla

Derbenti Videoda İzle


- The funniest home videos are here

site ekle